oyun arşivi
öyküler
şiirler
drama çalışmaları
galeri
iletişim
kimdir
  KASABA mehmet yurdal
Kasaba

Kuşların birbirlerini uyandırma telaşıyla başlardı kasabamızda sabah. Kuşlar yalnız birbirlerini değil gökyüzünü, tüm evreni uyandırmak istercesine coşkulu olurlardı. Onlar ötüştükçe, gökyüzünün koyu örtüsü, peçesini kaldırıp gözlerinin mavisiyle selamlardı sabahı. Gökyüzünün ortasındaki d......
  devamı...

  tırnak cilası mehmet yurdal
tırnak cilası

“uzun zamandır tanırım onu,
çok uzun zamandır.
İyi öyküler yaşadı diyemem,
ama kurguladığı iyi öyküler olmuştur elbet.”



Ebruliydi. İnce uzun parmakları uzanıyordu küçük avucunun bittiği yerden. Elbisesi kanatlanıp uçmak istiyordu, üzerindeki kelebek desenleriyl......
  devamı...

  Bulutlu mehmet yurdal
Bulutlu




Gece çok uzaktan gelen yağmurun sesine uyanan insanların gecesiydi. O insanlar, bulutların bir an önce evlerinin çatılarına yağmur damlalarını bırakmasını umuyorlardı. Oysa yıldızlı bir gökyüzü vardı başlarının üstünde. Uzaktan duyuluyordu göğün gürültüsü ve ışıltısıyla yıldırımları......
  devamı...

  gölge gibi mehmet yurdal
gölge gibi


Cervantes’e


“sen, ışıtıyorsun
karanlık çağlarını yaşamımın
ben okyanusun karanlık maviliğinde
o ışıkla yön veriyorum
yaşam denilen büyülü yolculuğuma”





Adam susuyordu yirminci yüzyılın sonlarında bir gecenin ışıklı göğü altında. Mayıs rüzgarları ......
  devamı...

  fotoğraf mehmet yurdal
fotoğraf



Uzun krem rengi pardösüsü, boynuna inmiş eşarbı, saçlarının beyazlarıyla geçti önümden. Bir de koluna taktığı siyah deri çantasıyla. Fazla kiloları yüzünden zor yürüyordu. Neredeyse on adımda bir durup soluklanıyordu. Pardösüsünün cebinden siyah beyaz bir fotoğraf çıkardı. Otuz beş ......
  devamı...

  duvardaki yas mehmet yurdal
duvardaki
yas




Ahşap kapının ardında asılı duran beyaz havluda temiz bir köşe aradı gözleri, buldu. “Havluların köşeleri hep temiz olur” diye geçirdi içinden. Bunu kendini biraz olsun rahatlatmak için söylemişti. Yoksa havlunun elle tutulur temiz yanı kalmamıştı. Günlerdir yo......
  devamı...

  kum saati mehmet yurdal
K
U
M
saati




Akrepsizdir kum saati. Oysa akrep kumsuz yapamaz ve zehir, boğumlu kuyruğundan akar akrebin, kum saatinin boğumunun içine. Kaç bin akrep yatar çölün içinde? Kaç kum taneciği akar boğumundan?
Çift kanatlı kalın plastik kapıyı iterek açtı. Aralanan boşluktan yüzüne nemin sıca......
  devamı...

  girdik şehre mehmet yurdal
girdik şehre




Soluk benizli bir sevdayla girdik kentlerin solgun siluetine. Gel barışalım artık bu yorgun kentte.
Önce ellerimizdeki kanı temizleyelim. Kimsenin anlamadığı sözcüklerle yeniden yaşayalım. Zaten her sevda kendi sözcükleriyle yaşar. Kuşları düşün, küçük yıldızı. “Şimdi y......
  devamı...

  kağıt bardak kağıt mendil mehmet yurdal
kağıt bardak
kağıt mendil


Her sabah içime sindiremediğim gecelerinden sabahlarına uyandığım bu şehirde düşlerime su veriyorum. Bir ceylan kadar ürkek. Kana kana içemiyor. Çelik kadar sertleşiyor düşlerim.
Bir telaş, koşuşturmaca, alelacele içilemeyen bir bardak çay. Düşlerimi sıcacık yastığ......
  devamı...

  sürme çekili gözler
sürme çekili gözler



Bahçesinde palmiyeler, iri gövdeli, kozalaklı çam ağaçlarının bulunduğu o eski eve girmeye hiçbir zaman cesaret edememiştik. Artık bakımsızlıktan neredeyse yıkılmak üzere olan bu yapının, kime ait olduğunu, neden, içinde kimsenin oturmadığını her zaman merak ederdik.
Şi......
  devamı...